Hukuk & Danışmanlık Hizmetleri
Yerel ve uluslararası alanda bilgili ve
tecrübeli ekibimizle hizmet sunmaktayız.

Danışma Hattı:
0850 303 11 36

Adres Kavramının Geleceği: Avrupa Adalet Divanı Kararı (CJEU) İncelemesi

Ana sayfa Adres Kavramının Geleceği: Avrupa Adalet Divanı Kararı (CJEU) İncelemesi

Sanal ortamda kişisel verilerin korunmasının zorluğu ve fikri mülkiyet haklarına tecavüzün kolay olması, böyle bir durumda hangi hakkın ne ölçüde korunacağı ve mevzuattaki kavramların ne şekilde yorumlanması gerektiği sorularını ortaya çıkarmaktadır. Özellikle “adres” kavramının dönüşümü açısında Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (CJEU) C-264/19 sayılı kararı önem arz etmektedir. Aşağıda bu kararı inceleyeceğiz.

Cevaplanması İstenen Soru

‘Adres’ kavramı yalnızca bir kişinin yerleşim yeri adresini ifade ediyor ya da telefon numarasının yanı sıra kendi e-posta ve IP adreslerini de içeriyor mu? Bu soru, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Constantin Film/YouTube, C-264 / 19 kararında cevaplaması istenen soru olmuştur.

Almanya Federal Yargıtayının yaptığı başvuru, 2004 yılında kabul edilen bir AB mevzuatı olan fikri mülkiyet haklarının uygulanması konusundaki Direktifin 8(2)(a) maddesinin yorumlanmasına odaklanmıştır. Direktifin bu maddesi fikri mülkiyet haklarına tecavüzün var olduğu durumlarda haklı bir gerekçe ile şikâyet eden hak sahiplerine ihlali yapan kişilerin adreslerini öğrenme hakkı vermektedir.

Olayların Gelişimi

Ulusal hukuki süreç, YouTube ve ana şirketi Google’ın, bu platforma “Parker” ve “Korkunç Bir Film” isimli filmlerin yasadışı kopyalarını yükleyen YouTube kullanıcılarının e-posta, IP adreslerini ve telefon numaralarını film yapımcısı Constantin Film’e vermeyi reddetmesinden kaynaklanmıştır.

Savcının Mütalaası

Avrupa Birliği’nde direktifler sadece Üye Devletlerin kanunları arasında asgari bir uyum sağlamayı amaçlamaktadır. Buna paralel olarak savcı (AG) Saugmandsgaard Øe mütalaasında, CJEU’ya ‘adres’ kavramının kişinin kendi yerleşim yeri adresiyle sınırlı olduğunu ancak münferit Üye Devletlerin Direktifin ötesine geçip çevrimiçi aracılar ve platformlarda hak ihlali yapanlara daha kapsamlı yükümlülükler getirilebileceğini ifade etmiştir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Kararı

9 Temmuz 2020 tarihinde CJEU, AG Saugmandsgaard Øe’nin mütalaası ile önemli ölçüde paralellik gösteren kararını yayınladı. CJEU bu kararını aşağıdaki şekilde gerekçelendirmiştir:

İlk olarak Mahkeme, AG’nin Direktifin 8 (2) (a) maddesini yorumlamada münferit Üye Devletlerin hukukuna atıfta bulunmama konusundaki görüşünü yinelemiştir. Buna göre, bu hükümdeki ‘adres’ kavramının, AB genelinde bağımsız ve tekdüze bir yorum verilmesi gereken özerk bir AB kavramı olduğunu belirtmiştir.

İkincisi, Mahkeme, Direktifte ‘adres’ kavramının tanımı olmadığı için bunun günlük dilde olağan anlamına göre yorumlanması gereğini, ayrıca bu kavramın bağlamının ve mevzuat hükümlerinin amaçlarının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

Buradan hareketle – AG’nin de mütalaasında belirttiği üzere, hem Direktif hem de terimin kullanıldığı bağlamda – günlük dilde ‘adres’ kavramının, kişinin kendi posta adresi olan “daimî ya da mutat ikametgah yeri” olacağı sonucunu çıkartmıştır.

Mahkeme, Direktifin 8(2)(a) maddesi ile Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’nin 47. maddesinde güvence altına alınan etkili bir hukuk yolunun sağlanması temel hakkının fikri mülkiyet hakları için de geçerli olduğunu ifade etmektedir. Ancak mahkeme kanun koyucunun asgari bir uyuma izin verdiğini ve dolayısıyla bu uyumun, söz konusu Direktifin 8(2) maddesinde dar olarak tanımlanmış bilgilerle sınırlı olduğu sonucu çıkarmaktadır.

Yukarıdaki tüm bilgiler ışığında, Direktif fikri mülkiyet haklarının korunması ile koruma konusu olan şeyin kullanıcıların çıkarları, temel hakları ve kamu yararı arasında bir “adil denge” kurmayı amaçlamaktadır. Mahkemeye göre Direktifin 8. Maddesi ile Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi kapsamında  “adil denge”, telif hakkı koruması ile kişisel verilerin korunması hakkı arasındadır.

Sonuç

Kararda Mahkeme “adres” kavramının içerisinde e-posta ve IP adreslerinin yanı sıra telefon numaralarının da olmayacağını ifade ederek oldukça dar bir adres tanımını benimsenmektedir. Mahkemeye göre sonuç olarak bir “adres” aslında yalnızca “kişinin kalıcı veya mutat ikametgâh yeri” olacaktır.

Bu dar tanımla beraber mahkeme, münferit üye devletlerin istedikleri takdirde hak sahiplerine daha fazla koruma sağlayabileceklerini ifade etmektedir.

Bununla birlikte, Mahkeme’nin kararında belirttiği üzere, hak sahibi online platformlardan ihlal eden kişinin adının yanında sadece kendisine gerçek bir fayda sağlamayan bilgileri isteyebilecektir. Bu davaya konu olan YouTube örneğinde platformların üyelerinden bir Google hesabı açmalarını istemektedir. Bu hesabın açılması için de kişilerin sadece e-posta adresi, isim ve doğum tarihi bildirmeleri yeterli olmaktadır ve genellikle bu bilgilerin teyit edilmesi gerekmemektedir. Bunun yanında YouTube platformunda on beş dakikadan uzun süreli video yüklenmesi halinde, bu işlemin tamamlanabilmesi için kişinin telefonuna onay için mesaj gönderilmektedir. Ayrıca hem Google hem de YouTube kullanım koşulları uyarınca kişiler bu internet siteleri tarafından IP adreslerinin işlenmesini kabul etmektedirler. AB mevzuatının bu karara uygun olarak yorumlanması ve Direktiften farklı olarak iç hukuk kuralları tesis edilmemesi halinde fikri mülkiyet hakları tecavüze uğrayan hak sahiplerinin, bu hukuka aykırı eylemleri gerçekleştiren kişilere karşı haklarını aramaları bir hayli zor olacaktır.

Türkiye Açısından Durum

Türkiye’de kişisel verilerin korunması konusu oldukça yeni bir kavram olmakla beraber, teknolojik gelişmelerin çok hızlı bir şekilde ilerlediği bu zamanda çok sık önümüze çıkmaktadır. Fikri mülkiyet hakları konusunda ise ülkemiz görece daha iyi bir altyapıya sahip.

Her ne kadar bir AB ülkesi olmasak da güncel mevzuatlarımızda AB hukukunu örnek almaktayız. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu AB’nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği ile paralel olarak hazırlanmıştır. Fikri mülkiyet konusundaki mevzuatımız ise büyük ölçüde uluslararası antlaşmalar çerçevesinde oluşturulmuştur. Türkiye’nin AB üyesi olmaması hasebiyle bu yazıda bahsettiğimiz Avrupa Birliği Adalet Divanı kararı ülkemiz mahkemeleri için bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Ancak AB hukuku ve uluslararası antlaşmalar kapsamında şekil almış kanunlarımızın yorumlanmasında bu mahkeme kararları oldukça yol gösterici olmaktadır.

Her ne kadar henüz Türkiye’de bu konu gündeme gelmemiş olsa da yakın gelecekte benzer sorunlarla kuvvetle muhtemel karşılaşacağız. Özellikle “adres” ve benzeri kavramların geleneksel ve sanal ortamdaki kullanımlarının Türk mahkemeler tarafından nasıl yorumlanacağı ve kişilere tanınan haklar arasındaki çatışmaların nasıl çözümleneceğini hep beraber göreceğiz.

Av. Faruk C. OĞUZ

 

Kaynaklar: