Hukuk & Danışmanlık Hizmetleri
Yerel ve uluslararası alanda bilgili ve
tecrübeli ekibimizle hizmet sunmaktayız.

Danışma Hattı:
0850 303 11 36

Ruhsatsız Binanın Sebep Olduğu Zararın Hesaplanmaması Mülkiyet Hakkının İhlalidir

Ana sayfa Ruhsatsız Binanın Sebep Olduğu Zararın Hesaplanmaması Mülkiyet Hakkının İhlalidir

16 Haziran 2021’de Resmî Gazetede, Anayasa Mahkemesi’nin 11.03.2021 tarihli kararı yayınlanmıştır.

Karara konu 2018/28925 sayılı başvuruda, başvurucu Ayşe Bulut; taşınmazının, komşu parselde bulunan ruhsata aykırı yapının idare tarafından yıkılmaması nedeniyle rayiç bedelinin altında satıldığını ve bu şekilde mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Başvuruya Konu Olay ve Olgular

Başvurucu, Antalya’nın Alanya ilçesinde bulunan bir taşınmazın maliki iken, komşu binanın üçüncü ve dördüncü katlarının imara aykırı olarak inşa edildiğine ilişkin idareye şikâyette bulunmuştur. Söz konusu imara aykırı inşa nedeniyle Başvurucunun taşınmazı kaçak binanın yıkılmamasında dolayı sahip olduğu deniz manzarası kapanmış ve taşınmazın değerinde bir düşme yaşanmıştır. Taşınmazın bulunduğu Demirtaş Belde Belediyesi, 04.05.2009 tarihli yapı durdurma zaptında şikâyete konu bodrum ve zemin +1 katlı komşu yapının üzerine ruhsatsız olarak iki kat inşaat yapıldığını tespit edilmiştir. Bu tespit zaptının üzerine Belediye Encümeni, 14.05.2009 tarihinde ruhsatsız bölümlerin yıkılması kararı almıştır.

Başvurucunun çeşitli tarihlerdeki taleplerine rağmen Belediye Encümeni aldığı yıkım kararı uygulanmamıştır. Belediye, 17.02.2010 tarihinde yeterli teknik ekibinin olmadığını belirterek Alanya Kaymakamlığından destek talebinde bulunmuştur.  Ne var ki bu talep Kaymakamlık tarafından karşılanmamıştır. Ayrıca Belediye yıkım işlemi için 08.07.2010, 14.10.2010 ve 11.10.2013 tarihlerinde ihaleler açmış, ancak ihaleye katılan olmamıştır.

Başvurucu yıkım kararının uygulanmaması nedeniyle kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Şikâyet üzerine Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.04.2014 tarihinde şüpheli kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmalarını talep etmiştir. Ancak Alanya 6.Asliye Ceza Mahkemesi 10.01.2019 tarihinde, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Başvurucu, kararı katılan sıfatıyla istinaf etmişse de Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, 27.11.2019 tarihinde dosyayı esastan kesin olarak reddetmiştir.

Başvurucu bu sırada, 30.07.2015 tarihinde taşınmazını, iddiasına göre rayiç bedelinin çok altında olan bir fiyata, 3. bir kişiye satmıştır. Başvurucu, komşu taşınmazdaki imara aykırı kısım nedeniyle taşınmazının deniz manzarasının kapatıldığını, bu nedenle taşınmazını rayiç değerinin çok altında satmak zorunda kaldığın; bu sonucun idarenin yıkım kararı almasına rağmen, kararı kusurlu olarak uygulamaması nedeniyle oluştuğunu iddia etmiştir. Başvurucu, 08.08.2016 tarihinde maddi ve manevi tazminat istemli bir tam yargı davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, yıkım kararının yerine getirilmesi için altı senedir uğraştığını, ancak Belediyenin kararını yerine getirmediğini belirtmiş ve diğer delillerle birlikte keşif ve bilirkişi deliline dayanmıştır.

Başvurucunun açtığı dava Antalya 1. İdare Mahkemesi 08.03.2017 tarihli kararıyla rayiç bedelin satış bedelinden daha yüksek olduğunu kanıtlayan somut bilgi ve belde sunulmadığı ve zararın oluştuğunun kanıtlanamadığından ötürü reddetmiştir. Mahkeme gerekçeli kararında ayrıca Belediyenin teknik araç ve ekipman yönünden yetersiz kaldığını, diğer kurumlardan destek almaya çalışsa da alamadığını belirterek idareye atfedilebilecek bir kusurun da bulunmadığını, sonuç olarak tazminat koşullarının oluşmadığını belirtmiştir.

Başvurucu, Mahkemenin kararına karşı10.08.2017 tarihinde istinaf başvurusunda bulunmuş; delillerinin gereğince toplanmadığını, keşif yapılmadığını ve zarar tespitine ilişkin bilirkişi raporu alınmadığını belirterek yıkımı gerçekleştirmeyen Belediyenin kusurlu olduğunu ve belirlenebilir bir zarara uğradığını iddia etmiştir. Ancak Konya Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesi, 06.07.2018 tarihinde istinaf başvurusunu kesin olarak oy çokluğuyla reddetmiştir.

Nihai karar 06.09.2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine Başvurucu 05.10.2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuş; dava dilekçesinde belirttiği delillerin derece mahkemelerince toplanmadığını ve iddialarının gereğince değerlendirilmediğini, tapu kayıtlarının, belediye kayıtlarının ve ceza dosyasının getirilmediğini, keşif yapılmadığını ve bilirkişi raporu aldırılmadığını belirtmiştir. Ayrıca tam yargı davasını fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla açmasına rağmen istinaf incelemesinin kesin olarak reddedilmesiyle temyiz yolunun kapalı tutulduğunu belirten Başvurucu, derece mahkemesi kararlarının açık bir keyfilik ve bariz takdir hatası içerdiğini iddia etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin İncelemesi

Somut olay, ruhsatsız yapının alınan karara rağmen Belediye tarafından yıkılmaması nedeniyle, Başvurucunun taşınmazını düşük bir bedel karşılığında satmak zorunda kaldığı iddiasına ilişkindir. Bu nedenle Anaya Mahkemesi, başvuruyu Anayasa’nın 35. Maddesinde yer alan mülkiyet hakkı kapsamında incelemeye kararı vermiştir.

Olayda dava konusu taşınmazın komşu parselinde bulunan yapının üçüncü ve dördüncü katlarının, ruhsatsız olarak inşa edildiği 2009 yılında tespit edilmiş ve yapının yıkımına karar verilmiştir. Ancak aradan uzun süre geçmesine rağmen yapı yıkılmamıştır. Başvurucunun ruhsatsız yapı nedeniyle taşınmazında oluşan zararın tazmini talebiyle açtığı dava ise keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmaksızın reddedilmiş; derece mahkemesi, zararın ispat edilemediğini ve idareye atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığını gerekçe göstermiştir.

Başvurucu iddialarının ispatı için keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını hem ilk derece yargılaması sırasında hem de istinaf aşamasında dile getirmiştir.  Ancak derece mahkemeleri, keşif ve bilirkişi delillerine başvurulmuş olmasına rağmen zararın ispat edilemediği gerekçesiyle Başvurucunun davasını reddetmiş, bu yolla Başvurucuyu doğan zararını ispat etme imkanından yoksun bırakmışlardır. Anayasa Mahkemesi; bu durumun, mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından esasa etki eden nitelikte olduğunu belirterek derece mahkemelerince yapılan değerlendirmenin yeterli olmadığını ifade etmiştir.

Mahkeme tarafından, keşif ve bilirkişi delillerine başvurulmuş olmasına rağmen bu incelemeler yapılmamış, bunun sonucu olarak da başvurucunun bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilememiştir. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvencelerin sağlanmadığı soncuna varmıştır. Söz konusu güvencelerin sağlanmaması, kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozan, ölçülü olmayan bir müdahale niteliğindedir. Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesi, Kadir Özkaya’nın karşı görüşü ile, oy çokluğuyla Anayasa’nın 35. Maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinse yeniden yargılama yapılmasının yeterli olduğu sonucuna varılmış ve bu nedenle tazminat talebi reddedilmiştir.

Başvuruya İlişkin Verilen Hüküm

Açıklanan gerekçelerden ötürü Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine, başvurucuların tazminat taleplerinin ise reddine karar vermiştir.

Karşı Oy Gerekçesi

Başkan Kadir Özkaya, oy çokluğu ile alınan karara katılmamıştır. Bunun nedeni; derece mahkemelerine göre olayda öncelikli olarak tazminat koşullarının oluşup oluşmadığının incelenmesi, inceleme sonucunda koşulların oluşmadığına karar verilmesi nedeniyle keşif ve bilirkişi incelemesinin yaptırılmamış olmasıdır. Başkan Kadir Özkaya’nın görüşüne göre derece mahkemelerinin bu tutumu hukuka uygundur; zira somut olayda idare tarafından ruhsatsız yapının yıkılmaması konusunda gerekli adımlar atılmış olup, teknik yetersizlikler nedeniyle yıkım gerçekleştirilememiştir ve bu durumda idarenin kusurundan bahsedilemeyeceği için tazminat sorumluluğunun şartları oluşmamıştır. Bu nedenle derece mahkemelerince keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmaksızın verilen ret kararı Başkan Kadir Özkaya tarafından uygun görülmüş, Başvurucunun başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle çoğunluk görüşüne dayalı karara iştirak edilmemiştir.

Stj. Av. Ebrar Büyükgüçlü