Hukuk & Danışmanlık Hizmetleri
Yerel ve uluslararası alanda bilgili ve
tecrübeli ekibimizle hizmet sunmaktayız.

Danışma Hattı:
0850 303 11 36

İşe İade Davasının Esastan İncelenmemesi Mahkeme Hakkının İhlalidir

Ana sayfa İşe İade Davasının Esastan İncelenmemesi Mahkeme Hakkının İhlalidir

14 Ağustos 2020’de Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 2/07/2020 tarihli kararına ilişkin:

2017/28079 numaralı başvuruda, başvurucu Emin Arda Büyük güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş akdine son verilmesi üzerine açtığı işe iade davasının esası incelenmeden reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edilen olayların özeti şöyledir:

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan askerî darbe teşebbüsü üzerine devletin yetkili organları tarafından demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine, milli güvenliğe yönelik tehdit oluşturan tüm terör örgütlerine ve illegal yapılanmalara karşı tedbirler alınması kararlaştırılmıştır. Anılan tedbirler kapsamında olağanüstü hâl ilan edilmiş ve olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri çıkarılmıştır. 667 sayılı KHK’nın 4. maddesinde “Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personelin kamu görevinden çıkarılması” öngörülmüştür.

Olay tarihinde Adnan Menderes Üniversitesinde O. İlaçlama Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti. isimli alt işverene bağlı şekilde hizmet sözleşmesiyle tıbbi sekreter olarak çalışmakta olan başvurucunun iş akdinin KHK uyarınca feshedilmesinin alt işverenden istenmesi üzerine başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu iş akdinin geçerli bir nedene dayanmadan feshedildiğini belirterek İş Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca işe iade davası açmıştır.

Yerel Mahkeme 667 sayılı KHK’nın 4. maddesi hükmü doğrultusunda karar vermiş, davalı Üniversitenin asıl işveren, diğer davalı Şirketin ise alt işveren olması, asıl işveren konumundaki Üniversite de bir kamu kurumu olduğundan 667 sayılı KHK hükümlerini uygulamakla yükümlü olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme, kamu kurumu tarafından söz konusu KHK hükümlerine göre bir değerlendirme yapıldığı takdirde bunun yerindeliğinin iş mahkemesince araştırılmasının mümkün olmadığını açıklamıştır. Ayrıca 4857 sayılı Kanun’un olağan koşullar için öngörülen işe iade müessesesine ilişkin hükümlerinin olağanüstü hâl döneminde yapılan fesihler için uygulanamayacağını kabul etmiştir.

İstinaf ve temyiz incelemelerinin ardından ilk derece mahkemesince verilen kararın hukuka uygun bulunmasının sonucu 11.04.2017 tarihinde kesinleşen karara ilişkin olarak başvurucu tarafından bireysel başvuruda bulunulmuştur.

Anayasa Mahkemesinin karara ilişkin değerlendirmesinde dayanak alındığını belirttiği Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36/1 maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. AYM, başvurunun mahkeme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. “Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkeme hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.” denilerek esasa ilişkin değerlendirmeye geçilmiştir.

Somut olayda Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında davanın esastan reddedildiği belirtilmiştir.  Ancak AYM, Mahkemenin davayı esastan reddettiğini ifade etmesinin gerçek anlamda uyuşmazlığın esasının çözümlendiği anlamına gelmediğine, uyuşmazlığın esasının karara bağlandığından söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin iş hukuku hükümleri çerçevesinde feshin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığını incelemiş olması gerektiğini belirtmiştir.

İlk Derece Mahkemesi 667 sayılı KHK’nın 4. maddesinin işçileri de kapsayacak şekilde düzenlendiğini vurgulamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi de başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesinin zorunlu olduğu sonucuna varırken 667 sayılı KHK’nın 4. maddesini dayanak göstermiştir. Derece mahkemelerinin dayanmış olduğu 667 sayılı KHK’nın 4. Maddesinde öngörülen işten çıkarma usulünün kamu çalışanlarını, kamu kurum ve kuruluşlarını ve buralarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personeli kapsadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak AYM kararında Yerel mahkemenin vurgulamış olduğu “667 sayılı KHK’nın 4. maddesinin işçileri kapsaması” ifadesinde işçi dâhil kavramının alt işverene bağlı olarak çalışan işçileri kapsayıp kapsamadığının açıklanmadığını belirtmiştir. AYM ayrıca meselenin özü gözetildiğinde bu hususa ilişkin kesin bir değerlendirme yapılmasının söz konusu başvuru itibarıyla zorunlu olmadığını, somut olaydaki işe iade davasının temelini 4857 sayılı Kanun’un 20. Maddesinin oluşturmakta olduğunu vurgulamıştır. Söz konusu madde uyarınca açılan davadaki uyuşmazlığın özü başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesinin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığıdır. AYM, kanun koyucunun kuralda belirtilen örgüt, yapı, oluşum veya gruplara üyelik veya mensubiyet bulunmasını ya da bunlarla iltisaklı veya bağlantılı olunmasını işçi ile işveren arasında güven ilişkisini zedeleyen bir olgu olarak kabul ettiğini, bu durumda alt işveren tarafından gerçekleştirilen fesih işlemine karşı açılan davadaki incelemenin feshin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığının tespitine yönelik olması gerektiğini söylemiştir.

Anayasa Mahkemesince, 667 sayılı KHK’nın 4. Maddesi doğrultusunda yapılan fesih geçerli bir fesih sebebi olarak öngörülmüştür. Ancak bu düzenlemenin söz konusu nedenlerle iş sözleşmesi feshedilen işçinin açtığı işe iade davasında derece mahkemelerinin geçerli fesih sebebi olarak gösterilen olguyu, yani işçinin kuralda belirtilen yapılarla irtibatının bulunup bulunmadığını iş hukuku kurallarını da gözeterek araştırma ve ortaya koyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamakta olduğunu vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi değerlendirme sonucunda “Derece mahkemeleri başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının bulunup bulunmadığını ve dolayısıyla geçerli feshin koşullarının oluşup oluşmadığını tartışmamışlar, bu konuyu karara bağlamamışlardır. Başka bir ifadeyle derece mahkemeleri yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alan maddi ve hukuki sorunların bütünüyle de alınması ve karara bağlanması işlevini yerine getirmemişler, gerçek anlamda bir yargısal faaliyet icra etmemişlerdir. Bu durumda başvurucunun mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.” demek suretiyle başvurucunun mahkeme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabul edilebilir olduğuna, ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Stj. Av. Nur Sena Şahin